Minah (61-90)





Minah-61 :

Rabıta şekillerinden olan hayali rabıtayı, (şeyhinin hareket ve tavırlarına ittibayı) suri rabıtaya (sureten şeyhi düşünmeye) tercih ederdi. Menfaatin hayali rabıtada olduğunu buyururlardı.

Minah-62 :

“Rabıta olmadan fenafişşeyh olmaz, fenafişşeyh olmadan fenafirresül olmaz, fenafirresül olmadan fenafillah olmaz, fenafillah olmadan vusûl olmaz.” buyurdu.

Minah-63 :

Gavs (k.s) Hz. şöyle buyurdu: ”Sohbetinde bulunduğum bazı şeyhler, müridlere rabıtada kendilerini değil, vefat etmiş olan kendi şeyhlerini rabıta yapmayı söylüyorlardı, Halbuki berzah alemindeki kişiyi rabıta etme, dünya alemindeki kişiye nasıl menfaat verir.”

Yüce mecliste sofilerden biri bu konu hakkında şöyle dedi: ”Eğer alem-i berzahtakinin rabıtası, dünya âlemindekine kâfi gelseydi, Hz. Peygamber (a.s) bütün mahlukatın şeyhi ve dünyadaki hayatından daha ekmel bir hayat ile ravza-ı mutahharada diri olduğundan, bütün mahlukat onun rabıtasıyla yetinirdi ve bu daha iyi olurdu.”

Gavs (k.s) Hz. sofinin bu sözünü beğendi.

Minah-64 :

Gavs (k.s) Hz. ”Nefsin ölümü ve öldürülmesi, emri ilahiye ittiba ederek, sıfatlarının değişmesinden ibarettir. Bu bazı meşayihlerin sözlerinden anlaşıldığı gibi nefsin yokluğundan ibaret değildir. Delili, nefsin kemâle erdikten sonra hayra iştiyak duyması ve onunla emretmesidir. Nefsin bekası olmazsa bu olmaz.”

Minah-65 :

Nefsin yaratılışında liderlik ve başkanlık vardır. Letaifler makamlarına ulaşmadan önce nefse, bulunduğu kötülük hali üzerine hizmet ederler. Letaifler makamlarına ulaştıkları zaman nefis, yalnız ve hizmetçisiz kalır. Bu ise nefsin tabiatına aykırı olduğundan, nefis bu hale sabredemez. Nefis de letaiflerin peşinde, onların makamına çıkar. Yine onlara baş olur, fakat hayır üzere emr eder.

Minah-66 :

Bazen salikin letaifi yükselir, fakat salikin bundan haberi olmaz.

Minah-67 :

Bazen letaifler birlikte yükselirler, kendi alemlerine yönelirler. Bu durumda letaifler karışıp tek sütun gibi görülürler. Süluk edenlerde bu halet kuvvetli olup, böyle olanların halka menfaatleri daha çok olur. Letaifler zati olarak birdir diyenlerin sözü buradan kaynaklanmıştır.

Letaifler kendi alemine yönelirken bazen de birbirini takib ederek sırayla giderler. Bu sülûkta zayıflıktır. Hem de böylelerinin halka menfaati az olur.

Minah-68 :

Letaifler nuranidirler. Salik hayır amelini bunlarla görür. Letaifin yükselmesinin belirtisi, salikin hayır amelleri görmemesidir.

Minah-69 :

Letaifler yükselirken, tecelliyat kalbe inmeye başlar. Letaifin yükselişini fark eden salik, kendisinden bir şey yükseldiğini ve üzerine sis gibi bir şeyin yağdığını hisseder.

Minah-70 :

İnsanın letaifi yükselince, letaif sütununun kökü bedende kalır. Bedenden temelli ilişiği kesilmez.

Minah-71 :

Tecelli-i berkiden önceki bütün tecellilier sıfatların tecellisidir. Ancak tecelli-i berkide Cenab-ı Hakk (c.c)’ın zatının tecellisi başlar.

Minah-72 :

Muteber olan fenâ (fenafillah) daimi fenâdır. Gelip geçici olan berki fenâ muteber değildir. Berki fenâ tarikata yeni girende, hatta avamda da olur. Bu hal sonu başa getirmenin bir semeresidir.

Minah-73 :

Vahdet-i vücud makamının müşahedesi, tarikatta girilmesi mecburi bir akabedir. Kimisi bu akabede kalıp terakki eder. Böylelerinden menfaat görülebilir de, görülmeyebilir de.

Kimisi orada bir gün yada daha fazla kalıp bu akabeden kurtulur. Bazan da o makama girildiğini bilmeden geçenler olur.

Minah- 74:

Fena-i incilayı, ilahi nurların açılıp görülmesi arttırır. Fenanın mertebelerine göre incila muhtelif olur. Birincisi fenâ, ikincisi fena´yi fenâ, üçüncüsü fenâ-yı fenaa-yı fenâ böylece incila arttıkça bir fenâ lafzı ilave edilip, onunla beraber zikredilir. Bu mertebelerden üstteki alttakine gölge olur. Bir kabuk yada elbise gibi olur. Alttaki eskiyince çıkarılır ve daha üstün mertebedeki yeni olanı giyilir. Nasıl ki cırcır böceği seslenir, seslenir sonunda eski kabuğun yerine yenisi geçer. Durum böyle devam eder. Salikin de böyle mertebeleri aşıp terakkiyâtı devam eder.

Salik bu durumu, hayalen evinin yıkılıp yeniden yapılması, eski elbisenin yenilenmesi veya renginin değişmesi şeklinde görür. Bazen de görmez.

Salik, bu mertebelerden süratle peş peşe geçer. Bunlardan birinde çok takılıp, asıl makamı olduğunu zannetmemesi gerekir. Bu gölgedir, daha üstü ve daha üstü….vardır. Fena-yı fena bilgisinin yok olması değildir. Bilginin yok olmasına ”sekir” denilir. Bu da geçicidir.

(incila: cilalanma, görünme, belli olma, açılma anlamlarına gelir.)

Minah-75 :

Gavs (k.s) buyurdu: “Nakşibendi tarikatında başkası işitecek şekilde zikir yapılmaz. Yalnız ölmek üzere olan hastaya kelime-i tevhid telkin etmek, beş vakit namazın sonunda on defa tevhid çekmek müstesna.

Minah-76 :

Şeyhini evine getir, şeyhin evine gitme.

(Rabıtanı öyle kuvvetlendir ki, sen her yerde şeyhinden himmet al. Onunla buluş. Sen mürid olarak gayret göstermeden hemen şeyhe koşma.)

Minah-77 :

Gavs (k.s) Hz.lerinin yüksek meclislerinde, ‘siyah sarık sarmanın sünnetteki yeri bahsi’ geçti. Mecliste bulunan alimlerden birisi;

Gavs (k.s) Hz.’ ne, Mecazül Aşıkın’daki siyah sarıklı şeyh ile emirin hikayesini anlattı. Emir şeyhe niçin siyah sarık sardığını sorar.

Şeyh cevaben: ”Öldürülen nefsime matem tuttuğum için” der. Emir tekrar sorar: “Eğer nefsin ölüme layık ise bu matem niçin? Yok eğer layık değilse niçin öldürdün?”

Bu kıssayı dinledikten sonra Gavs (k.s) Hz. buyurdu:

“O emir muhlis değildi.” Alim olan sofi: “O emirin şeyhe ihlâsla bağlı olanlardan olduğu söyleniyor.” dedi.

Gavs (k.s) buyurdu: ”Şeyhine niçin diyen kurtulamaz.” Alim sofi sordu: ”Müridin, şeyhinin bilmediği bir halini öğrenmek için sormasının zararı var mıdır.?” Gavs (k.s); zararlı olduğuna işaret ederek:

”Hususen bu gibi sormak daha zararlıdır.”

Alim sofi dedi: “Ben düşünüyordum ki, şeyh: “Ben cihattayım. Hz. Peygamber de (a.s) Mekke’nin fethinde siyah sarık sarmıştı.” deseydi, o zaman emir ona bir şey diyemezdi. “

Gavs (k.s) Hz. bu sözden de hoşnut olmamış gibi sustu.

Minah-78 :

Yüce Mecliste Gavs (k.s) Hz.’ den soruldu: ”Mürid ve şeyh arasındaki manevi nikâh, ilk defa müridin isteğiyle mi hasıl olur?

Buyurdular: ”Önce müridin isteğiyle hasıl olur. Eğer şeyhin isteğiyle hasıl olsaydı, Ebu Talip ve benzerleri, imân ederlerdi.”

Minah-79 :

Gavs (k.s) Hz. tarikatın münkiri ile tarikata bid’at katanın zararını aynı kabul ederdi. Onların arasında bulunmayın derdi.

Bu hususta kendi nefsinden örnek verdiler: “Tarikata ilk girdiğim zaman bir münkire misafir olmuştum. Ondan bir kaç gün sonra da sohbetinde bulunduğum şeyhin halifesiyle beraber itikafta kaldım. O, zikr-i cehri yapıyordu. Ben o münkire misafir olduğumda gördüğüm zararı, bunun arkadaşlığında da gördüm.”

Minah-80 :

Bu tarikatın bazı meşayihinden güvenilir bir şahsın rivayetiyle şöyle nakletti: ”Ben tarikatın münkiri bir alime misafir oldum. O alimden gördüğüm zararı, hıristiyan kilisesinden görmedim.”

(Hıristiyan kilisesi apaçık düşman olduğundan ondan korunmak mümkündür. Münkir ise dost kisvesinde bir düşman olduğundan müridin kalbine versvese getirerek ihlasını sarsabilir. Mürid İslamiyet yönünden değil tarikat yönünden zarara uğrar. 132. Hikmete bakınız).

Minah-81 :

Gavs (k.s) Hz.’ ne soruldu: “Bir müridin, şeyhini inkâr eden bir zahir hocası var. Mürid ona sılayı rahimi (gidip-gelmeyi) kessin mi?” Cevaben: “Alakasını kessin” deyip akli ve nakli deliller gösterdiler. Nakli deliller diğer meşayihlere, hatta sahabelere kadar ulaştı.

Bunlardan anlaşıldı ki şeyhleri inkâr eden hak sahiplerini, babaları da olsa müridler terk etmelidir. Çünki şeyhler Hakkın (Allah) (c.c)‘ın naibi olduğundan, onların hakkı bütün hakların önünde ve üstündedir.

Müridlik iradeyi, şeyhin iradesine tâbi kılmakla olur. Muhabbet ve buğz da iradenin bir şubesi olduğundan, mürid muhabbet ve nefretini, şeyhin muhabbet ve buğzuna mutlak ve istisnasız olarak bağlamadıkça, şeyhin hakkı edâ edilmez.

Minah-82 :

“Şii olan seyyidler hakkında ne emrederseniz?” diye Gavs (k.s) Hz.’ ne soruldu. ”Şiilik ve ehli bid’at olma vasfına buğz edilir. Lakin zatına edilmez. Münkir seyyide de aynı muamele edilir.”

Minah-83:

Ehl-i kalbin birbirini inkârı inkâr değildir. Her birinin kendi mesleği üzerine gayreti, daha yakîn ve faydalı kabul ettiği yoluna takviye için bir uğraşmadır.

Bu uğraşmalar şeyhler arasında olduğunda mürid onlara buğz etmeyecektir. Bu sohbetten sonra bir fakir, Nefahat’te yazılı olan Şeyh-ül İslam Herevi’nin, Şeyhi Huseyri ile uğraşan İbn-i Semnun’e karşı geldiğini söyledi.

Gavs (k.s) Hz. ”Eğer konu eski ise, mürid hiç bir şeye karışmaz. Diğer evliyayı sevdiği gibi o uğraşanı da sever.

Eğer bu uğraşma müridin zamanında ise, şeyhine gayret için ona karşı gelir. Onunla alakasını keser. Fakat bu durumda da onu inkâr etmeyip, eziyet vermemelidir.

Fakir dedi: “Yani sahabelerden birbiriyle uğraşanın hicreti (birbirleriyle konuşmaması) gibi.”

Gavs (k.s) ”Evet” dedi. Sonra sahabe-i kiramın kendi aralarında geçen bazı durumlarını dile getirdi. Fazilet sahibi olanın fazlının kabul edildiğini, herkesin fikrini açık olarak söylemesinden sonra hak ortaya çıktığında, ona tabi olduklarını beyan etti.

Amr bin As’ın (r.a), Ammar (k.s)’ın katilini cehennemle müjdelemesini, Hz. Muaviye (r.a)’nin Hz. Ali (r.a)’nin hususi bir ilmi olduğunu söylemesini ve Zübeyr (r.a) ile Talha (r.a)’ın hak kendilerine açıklanınca savaştan vazgeçtiklerini ve diğer sahabi kıssalarını anlattı.

(Muaviye (r.a) Hz. Ali (r.a)’yi imtihan niyeti ile bir şahıs göndererek kendi vefat haberini yolluyor. Hz. Ali (r.a) bu sırra vakıf olarak, Hz. Muaviye (r.a)’nin ölmediğini söylüyor. Bu hadise üzerine Hz. Muaviye (r.a), Hz. Ali (r.a)’nin gerçekten kendine has ilmi olduğuna şahadet ediyor.)

Minah-84 :

Gavs (k.s) Hz. ”Şeyhinin hallerinden bir hal, şer-i şerifin zahirine muhalif olduğunda mürid bu hususta şeriata uyar. Şeyhini taklit etmez. Ama bu hali dolayısıyla şeyhini inkâra yönelmez. O hali ona bırakır.” dediler. Sadat-ı Kiramın da şu sözlerini naklettiler. ”Temkin sahibini taklit eden, zındık olur.”

Meşayihın bazı halleri olur ki, şeriatın zahirine zıt görünür. Ama onların halis müridleri, bu hali taklit etmezler ve onları inkâra kalkışmazlar.

Minah-85 :

Mürid şeyhini tedrici olarak, yavaş yavaş tanır.

Minah- 86:

Seyr-i sülukunu tamamlayıp bekaya dönenin tanınması, gayet zordur.

Minah-87 :

Dönüşün başlangıcında şevk kaybolur. Hatta dönen bazan, nisbetin kendisinden alındığını zanneder. Son haline vakıf olur.

Minah-88 :

Başkalarının kalbindeki sırlara muttâli olan, izinsiz olarak onun üzerinde konuşamaz.

Minah- 89:

Bu tarikata mensup olan kişi bir kelime dahi olsa açık zikir yapamaz. Bu yolun büyükleri olan geçmiş sadat-ı kiramlar açık zikir yapanları tard ederlerdi.

Ey Mürid ; Alçak bir sesle çağır,

Çünkü dost sana yakındır.

Minah-90 :

Gavs (k.s), Şeyhinin (Seyyid Taha (k.s)) bazı halifelerinin, açık zikirle meşgul olduklarından tarikattan çıktıklarına ve onların yalnız açık zikri bırakmakla tarikata dönmüş sayılmayacağına, tarikat meşayihinden birinden tarikat tazelemelerinin gerektiğine hükmederdi