Akrabalık

Allah’ın Koyduğu Bağ Akrabalık
Allah Tealâ, akrabalar arası ilişkilere büyük önem
vermiş, bize de bu bağı korumamızı, asla kopartmamamızı emretmiştir. Bu emri
yerine getirmeyi en faziletli ameller arasına katmış, gereğini yapmamayı da
büyük günahlardan saymıştır.
Dinimizi yaşamaya gayret ediyoruz fakat bazı konularda
gevşeklik gösteriyoruz. Hakkında kesin emirler olmasına rağmen akraba
ilişkileri de ne yazık ki bunlardan biri. Namaz, oruç, örtünme gibi şeylere
dikkat ettiğimiz gibi yakınlarımızla ilişkiyi korumaya değer vermiyoruz.
Bu konuda bizi rahatlatan çeşitli bahanelerimiz var.
Onların da bizimle ilgilenmediğini, dini yaşamayan insanlar olduklarını, kafa
yapımızın, politik görüşlerimizin uyuşmadığını söyleyip avunuyoruz. Oysa
dinimiz bunları geçerli mazeret saymıyor.
Dinimizin emir ve tavsiyeleri çift yönlüdür. Yani
yapıldığında mükafatı, terk edildiğinde ise cezası vardır. İmam-ı Rabbanî k.s.
hazretleri; “Bir farzı yerine getirmek bin sünneti yerine getirmekten, bir
sünneti yerine getirmek bin edebi yerine getirmekten daha faziletlidir.”
demiştir. Çünkü iyiliklerin de kendi içinde bir sıralaması, düzeni vardır ve bu
düzene uymak gerekir. Yüce Rabbimiz “en çok bunlara önem vereceksiniz, sizin
için bunlar her şeyden öncelikli olacak” buyurmuşsa, biz “onlara değil de
bunlara önem vereceğiz, bunlar bana daha uygun” diyemeyiz.
Cenab-ı Hakk’ın tercihi
Allah Tealâ akrabalık ilişkilerini en başta gelen
emirlerin içine koymuştur. Bu emri yerine getirmeyi en faziletli ameller
arasına katmış, gereğini yapmamayı da büyük günahlardan saymıştır.
Rasulullah s.a.v efendimiz buyurur ki:
“Akrabalık bağı Arş’ta asılı olarak şöyle der:
– Akrabalık bağını gözetenleri Allah da gözetsin.
Akrabalarla ilişkiyi kesenle Allah da ilişkisini kessin.” (Müslim)
Demek ki akrabamızla ilişkiyi kesince aslında Allah ile
ilişkimizi kesiyoruz ve akrabamıza yönelince Rabbimize yöneliyoruz.
Neden böyle olduğunu anlamak zor değil. Çünkü kan
bağımız olanlarla yani akrabalarımızla bağımız ilahî iradeye tarafından
seçilmiş. Ana babamızı, kardeşlerimizi, amcamızı, teyzemizi biz seçmiyoruz ki.
Onları takdir-i ilahî belirliyor. Yani akrabalık ilişkisini korumak, bir bir
bakıma Allah’ın bizim için yaptığı tercihleri kabullenmek, saygı duymak
anlamına geliyor. İlişkiyi koparmak ise Rabbimizin tercihini saymamak, göz ardı
etmek, ilahî kadere muhalefet atmak manası taşıyor, denilebilir.
İçimizden gelmiyorsa
Birini, bir yakınımızı ziyaret etmek içimizden
gelmiyorsa ikiyüzlülük yapıyormuş gibi hissederiz. Meseleyi “kendi onuruna
saygısızlık” gibi algılarız. Ya da yapmacık tavırlarla insanları kandıracağımız
hissine kapılırız. Sonuçta “öyleyse gitmemek daha iyi” diyerek işin içinden
sıyrılırız.
Halbuki neyin gerçek, neyin sahte olduğunu belirlemek bu
kadar kolay değildir. Özellikle dinin emir ve tavsiyeleri bahis mevzu olunca
içimizden gelmesini beklemek bizi yarı yolda bırakabilir. Çünkü hayatın bir
imtihan olmasının gereği olarak insan, nefsin istekleriyle örülü bir tabiatla
yaratılmıştır. Bir de şeytanın yol kesiciliğini düşününce bütün iyi ve hayırlı
şeylerin hoşumuza gitmesini bekleyemeyiz.
O halde “insanları mı kandırayım” diye düşünürken
kendimizi kandırmış oluyoruz. Nefsimiz ve belki şeyten tarafından
kandırılıyoruz. Emredilen ilgiyi göstermek yerine, keyfimizin gelmesini bekliyoruz.
Teyzemizi ziyaret ettik, onunla halleştik, bir yemeğini yedik, oradan buradan
konuştuk diyelim. Bunları yaparken içimizden “aslında burada olmamalıydım,
arkadaşlarla buluşacaktım” demek yerine kendimize şunu telkin etmeliyiz:
“Hoşuma gitse de gitmese de Allah’ın emrini yerine getiriyorum. İlahî kaderle
uyum içinde yaşayabilmek için buna mecburum. İnşallah bir gün görevlerimi
sevecek bir iç dünyaya kavuşurum..”
Sadece yakınlarımıza değil, bütün insanlara karşı bu
“yürekten isteme-istememe” oyununa gelebiliriz. Nezaketli olmayı sahtekârlık
zannederek sürekli insanları üzen, kalplerini kıran bir hal alabiliriz. Halbuki
nezaketle muamele görmek, Allah’ın yarattığı her varlığın doğal hakkıdır.
“Samimi duygularım budur!” diye kırıp dökmek, aklına estiği gibi davranmak
kabalıktır, ilkelliktir. Medeni insan kontrollüdür, fıtrî ve sosyal
vazifelerine dikkat eder.
Daha dünyada ceza ve mükâfat
Rasulullah s.a.v. efendimiz bir hadis-i şeriflerinde
şöyle buyurur:
“Zulüm ve akrabalık bağını kesmek suçlarına, ahirette
ayrıca ceza hazırlanmakla birlikte dünyada Allah Tealâ tarafından acilen ceza
verilir. Dünyada derhal cezalandırılmaya bu ikisinden daha layık bir suç
yoktur.”
Bu hadis-i şeriften anlaşıldığına göre de akrabalık
başlı başına bir hak kabul ediliyor ve akrabalık bağlarını kesmek zulümle bir
tutuluyor.Yani akrabamızın gönül okşayan güzel bir insan olması şart değil.
Hoşlanmadığımız biri de olsa iyiliği ve yakınlık görmeyi akrabalık sayesinde
gerekçesiz olarak hak ediyor. Bunu mirasa benzetebiliriz. Birinin mirasını ona
vermeyip, “Ne zaman çalıştın da bu mirası hak ettin!” diye sorması çok
saçmadır. Allah dilediğine veriyor. Kimine mülk veriyor, kimine hak veriyor.
Biz ona karışamayız. Bize bahane uydurmadan akrabamızı ziyaret etmek düşer.
Akraba ilişkilerini kesmenin cezası hemen verilmesi
meselesine gelince, bireysel ve toplumsal yaşantımızdaki nedenini bulamadığımız
sorunları, krizleri bir de bu gözle değerlendirelim.
Diğer taraftan, akraba hakkının gözetilmesinin sonuçları
da ahireti beklemiyor. Efendimiz s.a.v. hadis-i şerifte şöyle buyuruyor ki:
“Kim rızkının bollaşmasını ve ömrünün uzamasını isterse
akrabasını gözetsin.” (Buharî)
Bir başka hadis-i şerif de kâfirlerin, fasıkların bile
bu nimetten faydalandığını söylüyor:
“Allah, yarattığı günden beri buğz ettiği ve yüzlerine
bakmadığı bir kavmin, sırf akrabalık bağını gözettikleri için yurtlarını mamur
eder ve mallarını çoğaltır.” (Taberânî)
Gelmeyene gidebilmek
Bir hadis-i şerif de şöyle buyurulmuştur:
“Akrabalık bağını gözetene karşılık veren kişi, gerçek
manada akrabalık bağını gözetmiş sayılmaz. Akrabalık bağını gözetmenin asıl
manası, seninle ilişkisini kesenle bağlarını devam ettirmendir.” (Buharî)
Demek ki, “Onlar gelmiyorlar!” demek bahane olmuyor. Ya
bizim gitmemizi de istemiyorlarsa ne olacak? Kasten aramasalar, bizden nefret
etseler bile fark etmez. Çünkü hadis-i şerifte “gerçek manada akrabalık bağını
gözetmenin” asıl bu durumda vaki olduğu net olarak bildiriliyor.
Akrabalık bağımız olan kişinin evine gittiğimizde
kapıdan kovulma ihtimali bile olsa gideceğiz. Ne yapalım, yüce Rabbimiz böyle
istiyor. Onlara kızmamaya çalışarak, onlar için dua ederek bunu yapacağız.
Karşılığında da hem dünyada, hem ahirette güzel nimetlere kavuşacağız inşallah.
Biz vazifemizi yapmış olacağız.
Rahmetten uzak
Câbir bin Abdullah r.a. Rasulullah s.a.v.’den şöyle
rivayet eder:
Rasulullah bir gün;
– Akrabalık bağını kesenler meclisimizi terk etsin,
dedi.
Bir genç kalktı, kendisine küsen teyzesinin yanına
gitti. Teyzesinden özür diledi. Teyzesi de onu affetti. Sonra dönüp geldi.
Bunun üzerine Rasulullah şöyle dedi:
– Akrabalık bağını kesen birinin bulunduğu topluluğa
Allah’ın rahmeti asla inmez. (Buharî)
Nasıl bir günah ki zararı herkese dokunuyor! Aynı zamanda
insanlara net bir şekilde birbirlerini uyarma hakkı tanıyor. Akrabalarıyla
görüşmeyen birini eleştirmemizi, ona soğuk davranmamızı gerektiriyor. Bir
anlamda bizi akrabasıyla ilişkisini kesenle ilişkiyi kesmeye davet ediyor.
Adetlerle, örflerle, kınamalarla bu sorumluluğun topluca paylaşılmasının yolunu
açıyor.
İş ve ibadet mazereti
Evliyalar şeytanın insanı kötülüğe ikna edemeyince
iyiliklerle aldattığını söylemiştir. Şeytan bunu, kişiyi bir iyilikte aşırıya
götürerek ve böylece diğer iyilikleri terk ettirerek yapabilir. Veya bir iyilik
için bazı kötülüklerin görmezden gelinmesine sebep olabilir.
Akraba ilişkilerinde bu oyunlara sıkça rastlarız.
Kendimizi ibadete veya işe kaptırır yakınlarımızı ihmal ederiz. Kulluk ve rızık
gibi şeyleri de öne süreriz. Eğer sevap kazanmak için akraba ziyaretini
azaltıyorsak, bilelim ki yakınlarla ilgilenmek çok büyük sevaptır. Yok, geçim
derdiyle ziyaretleri aksatıyorsak, unutmayalım ki rızkın kefili ve sahibi
akraba ziyaretini tavsiye etmiştir.
Hizmet etmek de bahane değildir. Çünkü dinimiz hizmete
de yakınlardan başlanmasını ister. Hatta kötü niyetli akrabadan başlanmasını
ister. Peygamberimiz s.a.v şöyle buyurmuştur:
“Sadakanın en faziletlisi içinde düşmanlığını gizleyen
akrabaya verilen sadakadır.” (Müsned)