Allah Yolunda İnfak

Allah Yolunda İnfak
“O takva sahipleri ki, gayba iman ederler, namazı
dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.” (Bakara,
3)
Yardımlaşma ve dayanışma, insanoğlunun muhatap olduğu
ilk sorumluluklardan biridir. Hatta Kur’an-ı Kerim’in ilk işlediği konulardan
biri de kazanç ve bunun adil bir şekilde paylaşımı olmuştur. Mesela ilk inen
surelerden biri olan Maun suresinde, “Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o,
yetimi itip kakar, yoksulu doyurmaya teşvik etmez...” (Mâûn, 1-3) buyurulur.
Yine İslâm’ın ilk yıllarında inen başka ayetlerde de böyle uyarılar açıkça
görülebilir.
Allah yolunda yapılan infakın yapıldığı hal ve zamanlar
önemlidir. Müslümanların dar ve zor durumlarında yardım edenle, bolluk
günlerinde yardım eden bir değildir. Hak Tealâ, Mekke’nin fethinden önce infak
eden ve savaşanlarla, Mekke’nin fethinden sonra infak eden ve savaşanların denk
olmadığını haber veriyor. (Hadîd, 10)
İnfak, “Allah rızasını kazanmak amacıyla muhtaç ve
yoksul insanlara para veya maişet yardımı yapmak, onların geçimini sağlamak,
hayır yolunda harcama yapmak” demektir. Zaruri ihtiyaç ve geçim için sarfedilen
para ve sair şeylere de “nafaka” denir.
İnfakın farz, vacip, mendup kısımları vardır. Zekât,
sadaka, bağış, yardım ve vakfetme gibi fakirlere, diğer ihtiyaç sahiplerine,
aileye harcama ve yardım gibi bütün mal ile yapılan ibadetleri içine alır.
Allah yolunda infakta bir gelir-harcama oranı yoktur. Zekâtta sınır vardır ama
sadakada yoktur.
İnfak Allah’ın emri
Bilindiği gibi, insanın sahip olduğu her şeyin tek ve
asıl sahibi Allah’tır. Bu nedenle insanın emaneten sahip olduğu malını asıl
sahibi olan Yaratıcı’sının gösterdiği istikamette kullanması kulluğun bir
gereğidir. Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde, varlıklı müminlere Allah yolunda
infak emir ve tavsiye edilmiş, Allah yolunda harcayanlar övülmüştür.
“Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve sizin için yerden
çıkardığımız ürünlerin en helal ve iyisinden Allah yolunda harcayın.” (Bakara,
267)
“Mallarını gizli ve açık olarak gece ve gündüz harcayan
kimseler var ya, iste onların Rableri katında güzel karşılıkları vardır. Onlara
hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 274)
Sevdiğimiz malı
verebilmek
Allah yolunda yapılan harcama, hele de bu harcamanın
malın sevilen çeşidinden yapılması, kişiyi “birr/üstün iyilik” derecesine
ulaştırır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Sevdiğiniz şeylerden Allah
yolunda harcamadıkça birre/iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah
bilir.” (Âl-i İmran, 92). Bu ayet indiği zaman, birçok sahabi Hz. Peygamber
s.a.v.’e müracaat ederek en çok sevdikleri şeyleri Allah rızası için
bağışladıklarını bildirmişlerdir. Mesela Ebû Talha r.a., Mescid-i Nebevî’nin
karşısında bulunan ve Beyraha denen çok kıymetli bahçesini vermiştir. Hz. Ömer
r.a. da Hayber’den hissesine düşen değerli ganimet toprağını vakfetmiştir. Zeyd
b. Hârise r.a. “Seyl” adındaki ünlü atını tasadduk etmesini Hz. Peygamber
s.a.v.’den istemiş, O da atı Üsame b. Zeyd r.a.’a vermiştir.
Hasan-ı Basrî k.s. şöyle der: “Bir kimse sevdiği bir tek
hurmayı bile Allah rızası için sadaka olarak verirse bu ayetteki “birr”e mazhar
olmuş olur.” İbn Ömer r.a. da sadaka olarak sık sık şeker dağıtır ve ardından
“Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe, fazilet ve üstün sevaba erişemezsiniz.” ayetini
okuyarak: “Benim de en çok sevdiğim tatlıdır..” diye eklermiş.
Hz. Câbir r.a., “Ben hicret edenlerden veya ensardan mal
sahibi olup da infakta bulunmayan hiç kimseyi hatırlamıyorum.” diyerek
sahabenin tavrını anlatmıştır.
Nafi r.a. anlatıyor:
“İbn Ömer r.a. bir şeyi fazla sevdi mi, onu hemen Allah
yolunda feda ederdi. Köleleri onun bu huyunu bildikleri için aralarından azat
olmak isteyen biri kendini ibadete verirdi. O da hemen azat ederdi. Dost ve
arkadaşları ona:
– Vallahi bunlar seni aldatıyor, dediler. O da;
– Allah yolunda bizi aldatanlara aldanmayı biz de kabul
ediyoruz, dedi.
Bir akşam üzeri onunla beraberdim. Hatırı sayılır bir
bedelle satın aldığı rahvan bir devesi vardı, ona binmişti. Bir ara devenin
yürüyüşü çok hoşuna gitti. Hemen deveyi çöktürüp bize;
– Yular ve semerini çıkarın ve onu nişanlayıp kurbanlık
develerin arasına bırakın, dedi.” (Kandehlevî, Hayatü’s-Sahabe, 2/231)
İnfakın fazileti
Kur’an’da genellikle iyiliklerin sevabı bire on olarak gösterildiği halde, Allah yolunda yapılan infakın sevabının bire yedi yüz ve daha üstü olduğu bildirilmiştir. Bu da infakın Allah katındaki değerini gösterir. Şüphesiz infakın birçok faydası bulunmaktadır. Bu faydaların başında, infak eden kişinin başkasına karşılıksız yardımda bulunmanın iç huzurunu yaşaması gelir. Diğer taraftan infak sayesinde kişi kibir, gurur, cimrilik ve bencillik gibi dinimizce yerilen kötü vasıflardan kurtulur. Unutmamak gerekir ki toplumda fakir-zengin ayırımı yerine saygı ve sevginin, kin ve nefret yerine kardeşliğin oluşmasının en büyük vasıtalarından birisi infaktır.
Bir kişi bağlanmış bir deveyi Hz. Peygamber s.a.v.’e
getirerek, “Bunu Allah yoluna bağışlıyorum.” dedi. Hz. Peygamber s.a.v ona,
“Bunun karşılığında, kıyamet gününde sana yedi yüz deve verilecektir ki, hepsi
nişanlanmıştır.” buyurdu.
Ebu Hüreyre r.a.’tan rivayete edildiğine göre,
Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu:
– Durumuna göre bir gümüş para yüz bin gümüş parayı
geçebilir.
Oradakiler;
– Bu nasıl olur, dediler. Rasulullah s.a.v şöyle
buyurdu:
– Bir adamın iki gümüş parası olsa birini tasadduk etse;
diğer adamın da pek çok malı olmuş olsa da ondan alıp yüz binini infak etse
durum nasıl olur? Bir düşünün!..” (Buharî, Tefsir 146; Müslim, Zekât 21)
Hadislerde de ifade edildiği gibi kişinin aile fertleri
için yaptığı harcamalar da infak kavramıyla ifade edilmiş ve sadakaların en
faziletlisi olduğu belirtilmiştir.
Kurtuluş ve arınma
vesilesi
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de arınan ve sakınanlardan sıkça
bahseder ve onları överek özel iltifatlarda bulunur: “O (mümin) ki, malını
(Allah için) vererek arınır, yücelir.” (Leyl, 18)
“Eğer siz arınır ve sakınırsanız, Allah sizlere iyilikle
kötülüğü birbirinden ayıracak ince bir anlayış verir.” (Enfal, 29)
“Her ne infak ederseniz şüphesiz Allah onu hakkıyla
bilendir.” (Âl-i İmran, 92). Yani yaptıklarınızı, yardımlarınızı insanlara
duyurmaya kalkışmayın. İnfak edeceğiniz şeyleri değersiz şeylerden seçmeyin.
Çünkü Allah hakkıyla bilendir. Ne verdiğinizi ve niçin verdiğinizi bilir.
Ahirette şahidimiz
Ebu Said el-Hudrî r.a. anlatıyor:
Rasulullah s.a.v. minbere oturdu biz de etrafına
oturduk. Dünya ve dünyanın zinetlerinden bahsederek;
– Benden sonra dünyalık servet yönünden başınıza gelecek
felaketlerden korkuyorum, buyurdu. Bunun üzerine bir adam;
– Hayırlı şey şer getirir mi, diye sordu. Rasulullah
s.a.v. bir süre sustu. Oradakiler o adama;
– Rasulullah s.a.v. sana bir şey dememişken sen niçin
konuşuyorsun, diye çıkıştılar.
Adam sıkıntıdan dolayı kendinden geçmişti. Biraz kendine
gelince terini sildi. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu:
– Ey soru soran kimse! Beni dinliyor musun? Gerçekten
hayır şer getirmez. Fakat bahar yağmurlarının bitirdiği nice otlar vardır ki, o
otların bir kısmı hayvanları öldürür, bir kısmı da yeşillik yiyerek hayatlarını
sürdürenleri besler. Onlar şişip semirinceye kadar yerler, güneşten de istifade
eder oynar, zıplar, idrarını yapar, tekrar otlarlar. İşte dünya malı olan
servet de böyledir, yeşil ve tatlı olup aldatıcıdır. Müslüman zengin, kendisine
verilen bu maldan yetim, fakir ve yolda kalmışa infak ederse ne iyi kimsedir. O
hakkı olmadığı halde her şeyi alan kimse ise yiyip yiyip de doymayan kimse
gibidir. O aldığı şeyler kıyamet günü kendi aleyhinde şahitlikte bulunacaktır.”
(Buharî, Zekât, 48; Müslim, Zekât, 40)
İnfak edince
İnfak, Allah’ın verdiği nimetlere şükürdür. Her türlü
infak malı ve malın bereketini artırır. Yoksul zümrelerin eline geçen para her
şeyden önce insan onurunu yükseltir, iş gücü kalitesini artırır. Bunun yanında
artan satın alma gücü sayesinde yükselen talep hacmi ekonomik hayatı
hareketlendirir. İnfak sayesinde zenginle fakir arasında güven, saygı ve sevgi
oluşur. Böylece İslâm kardeşliği de gerçekleşir.
Rasulullah s.a.v.’in benzetmesiyle müslümanlar tek vücut
gibidir. Vücudun bir azası sızlayınca bu ağrıyı diğer organların duymaması, bu
derdi paylaşmaması mümkün mü? Toplumda fakirlerin haklarına riayet edilmemesi,
vücuttaki bir uzvun kanaması gibidir; vaktinde tedbir alınmazsa kan kaybı daha
çok hastalanmaya, belki ölüme yol açar. Fakirlerin haklarını ihmal sosyal bir
kanamadır ve vaktinde tedbir alınmazsa sosyal bünyenin sağlığını yitirmesine
yol açacaktır. Bu durum, toplum üzerindeki ilahî yardımın, rahmet ve bereketin
çekilmesi demektir.
Bugün toplumumuzda görülen ekonomik problemlerin önemli
bir kısmı bu hastalıkla ilgilidir.
Mümin, Allah yolunda dağıtmanın bir görev ve sorumluluk
meselesi olduğunun bilincindedir. Her çeşit malı ve nimeti, asıl kaynağı olan
Allah’a nisbet eder. “Onlara rızık olarak verdiklerimizden...” ifadesi müminin
özel mülk ve gerçek malik anlayışını düzenler. Böylece infak eylemi, kişinin
dağıttığı şeylerin kendi özel malı olmadığını, kendi özel mülkiyetinden
tasarrufta bulunmadığını hatırlatarak onun bencilliğini kırar. Müminlerin tüm
yaptıkları, Allah’ın verdiği rızıktan infak etmektir. Öyleyse aslında mümin bir
postacıdır, bir veznedardır, bir emanetçidir.
Tükenir diye korkmadan
Mümin toplayıcı değil, dağıtıcı olmalıdır. Zira mümin
malı dağıtmak için kazanır. Verirken tükeneceğinden korkmaz. Çünkü verenin
Allah olduğunu bilir. Zaten kendisine ver diyen de Allah’tır: “Siz Allah için
bir şey verdiğinizde Allah onun daha iyisini verir. O, rızık verenlerin en
hayırlısıdır.” (Sebe, 39)
Cimrilik müminin özelliği değildir. Cimri, paranın
egemenliğine boyun eğdiğinden paranın mahkûmudur. O yüzden devamlı bunalım
içindedir, doyumsuzdur, sevgisizdir. Fedakârlığın, vermenin ne kadar güzel
olduğunu, ahiret ödülü yanında dünyada da insanı mutlu ettiğini bilemez. Cimriliğin
sebebi mal hırsı ve gelecekte yoksul kalma korkusudur.
Cimrilik yüzünden durmadan para biriktiren ve tükenir
endişesiyle hastalıklarında bile harcamayıp dünyayı dahi kendilerine zehir eden
para mahkûmları vardır. Oysa para ve mal Allah’ın nimetidir ve bu nimet
harcandıkça Allah onu artırır.
Cimri, insanlar arasında da, Allah katında da
sevimsizdir. Cenab-ı Hak onlardan bahsederken şöyle buyurur: “Onlar ki hem
kıskanır, cimrilik ederler hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah’ın
kendilerine fazlından verdiği şeyleri saklarlar. Biz de böyle nimetleri
gizleyen nankörlere hor ve rüsvay edici bir azap hazırladık.” (Nis, 37)
Cennete Yakın, Cehennemden
Uzak
Rasul-i Ekrem s.a.v. bizleri cimrilikten sakındırarak şöyle buyurmaktadır:
“Cimrilikten sakının. Çünkü cimrilik sizden önceki milletleri helak etti.”
“İman ile cimrilik bir kulun kalbinde asla bir arada bulunmaz.” (Buharî,
Edebü’l-Müfred; Nesâî, Cihad, 8)
“Her sabah gökten iki melek iner. Birisi: ‘İlahi, infak edene karşılığını ver.’
Diğeri: ‘Allahım! Cimrilik edene de telef ver (malını yok et)’ diye dua
ederler.” (Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihin, 1/ 253)
“Cömert, Allah’a yakın, insanlara yakın, cennete yakın; cehenneme uzaktır.
Cimri, Allah’a uzak, insanlara uzak, cennete uzak; cehenneme yakındır.”
(Tirmizî, Birr, 41; Heysemî, ez-Zevâid, 3/127, 7/127)
“Cömertlik cennetten dalları dünyaya uzanmış bir ağaçtır. Dallarından tutanı
cennete götürür. Cimrilik cehennemden dalları dünyaya uzanmış bir ağaçtır. O da
dallarından tutunanı ateşe götürür.” (Beyhakî, Şuabü’l-İmân; Ali el-Müttakî,
Kenzü’l-Ummâl)
‘Allah da Sana Verecek!’
Kays b. Sehl el-Ensarî r.a. şöyle anlatıyor:
Kardeşlerim beni Rasulullah s.a.v.’e şikayet ederek,
– Malını israf ediyor, eli açıktır, dediler. Ben de;
– Ey Allah’ın Rasulü! Ben hurmadan olan payımı alıyorum. Onu Allah yolunda ve
arkadaşlarım için sarfediyorum, dedim. Bunun üzerine Allah Rasulü s.a.v. benim
göğsüme elini koydu ve;
– Harca! Allah da sana verecektir, buyurdu ve sözünü üç defa tekrarladı.
Bundan sonra Allah yolunda sefere çıktım. Benim bineğim olduğu gibi,
kardeşlerime nisbetle param da çoktu. (Münzirî, et-Terğib, 2/173)